7 Yıldız Belgelendirme

Mor Yıldız - Sosyal Sorumluluk Yönetimi


Bir işletmenin faaliyette bulunduğu ortamı koruma ve geliştirme konusundaki yükümlülükleri olarak tanımlanabilir. Doğal çevreyi koruma; müşterilerin tercihlerini dikkate alarak kaliteli ve güvenli ürünler sunma; iş görenlerin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterme; işletmeyi ortakların haklarını koruyacak ve yatırımları kârlı kılacak bir şekilde yönetme, faaliyetlere ilişkin doğru bilgi sunma ve toplumun refah seviyesine katkıda bulunacak eğitim, sağlık ve sanat etkinliklerini destekleme gibi konular bu kavram kapsamında değerlendirilmekle birlikte, sosyal sorumlulukları ortakların sermayelerini korumak ve geliştirmekle sınırlandıranların yanı sıra, daha da genişletenler de söz konusudur.
MOR YILDIZ – SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ FAYDALARI
1. Gelişmekte Olan Ülkelerdeki Kötü Çalışma Koşulları
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çalışma koşullarının kötülüğü, insan hakları konusunda duyarlı gelişmiş ülkelerin bazı adımlar atmasını zorunlu hale getirmiş ve MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ, bu zorunluluğun sonucunda ortaya çıkmıştır. Uluslararası işletmelerin bu ülkelerdeki faaliyetlerini incelemek, standarda duyulan ihtiyacın daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Dünya oyuncak üretiminin % 80’i ucuz iş gücü nedeniyle üçüncü dünya ülkelerinde, özellikle de Asya’da, sağlıksız çalışma koşullarında yapılmaktadır. Dünün en önemli sorunu olan köle ve çocuk iş gören çalıştırmanın yerini, bugün, uzun çalışma saatleri ve (30 sent ile 3 dolar arasında değişen) batı standartlarının çok altındaki işçilik ücretleri almış bulunmaktadır. Örneğin, Tayland’da yerel yasalar 74 saat gibi uzun çalışma sürelerine izin vermektedir. Çoğu kırsal kesimden gelen ve kalifiye olmayan bu insanlar, uluslararası işletmeler için “her koşulda çalışmaya hazır” potansiyel iş gücü konumundadırlar. Bu durum, küresel ekonominin, uluslararası işletmelerin gelişmiş ülkelerdeki çalışma standartlarından kaçmalarına izin vererek, dünyadaki çalışma standartlarını olumsuz etkileyeceğini, dolayısıyla da iş görenlerin bu şartlar altında çalışmaktan başka alternatiflerinin kalmayacağını öngören ekonomistleri haklı çıkarmaktadır. 
Çoğunda gerçek anlamda demokrasinin olmadığı bu ülkeler, sağlıklı ekonomik ve sosyo-kültürel gelişimlerini tamamlayamadıkları sürece, “çifte standart”lı uluslararası işletmelerin “modern sömürgeleri” olmaya devam edecek gibi görünmektedirler.
Öteden beri, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin özellikle tekstil, oyuncak ve spor malzemeleri sektörlerindeki çalışma koşullarının kötülüğü dile getirilmektedir. Bu, doğru ve yerinde bir saptama olmakla birlikte, çalışma koşullarının kötülüğü sadece bu sektörlerle sınırlı değildir. Örneğin, bazı materyallerin zehirli atıkları, aynı pozisyonda saatlerce tekrarlanan rutin iş yapısı, küçük parçalar üzerinde yoğunlaşmanın doğurduğu göz problemleri gibi nedenlerle, bilgi teknolojileri sektöründeki çalışma koşullarının diğer sektörlerdekinden daha kötü bir durumda olduğu görülmektedir. Çin, Kuzey Meksika ve bazı Doğru Avrupa ülkelerinde bulunan uluslararası bilgi teknolojileri işletmelerinde, parça hırsızlığını önlemek için, hala küçük düşürücü üst-baş aramalarına sıkı bir şekilde devam edilmekte, rutin hamilelik testleri uygulanmakta ve istihdam sözleşmeleri çalışanların bazı haklarını ihlal etmektedir. Sektördeki kötü çalışma koşullarının kısa vadede düzelebileceğini ümit etmeyen sosyal sorumluluklarına duyarlı işletmelerden BT, BM insan hakları bildirgesine ve UÇÖ standartlarına uygun “İnsan Onuruna Uygun Tedarik” (Sourcing with Human Dignity) kodunu, Vodaphone ise, “Sorumlu Satın Alma Kodunu” (Code of Responsible Purchasing) geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu sektörde satılan her bir ürünün, çok karmaşık bir tedarik zincirine sahip olduğu düşünüldüğünde, bu tür çabaların önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Gelişmekte olan ülkelerde iş gören maliyetleri düşük ve yasal sistemler batıdakinden daha gevşek olduğundan, bazı işletmeler bu olumsuz durumu bir fırsat olarak değerlendirmektedirler. Örneğin, bazı İngiliz işletmeleri maliyetlerini aşağıya çekmek için üretim merkezlerini, istihdam standartları konusunda daha rahat hareket edebilecekleri ülkelere kaydırmaktadırlar. Daha fazla sayıda Avrupalı ve Amerikalı işletme üretim işini gelişmekte olan ülkelere kaydırmaya devam ettikçe, gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik, ekolojik ve sosyo-kültürel görünüm onulmaz sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam edecektir. İstatistikler, suistimalin korkunç yüzünü çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Dünyada 5-14 yaş grubunda 250 milyon çalışan çocuk bulunmakta ve 12-17 yaş grubunda yer alan 283 milyon çocuk, çalıştığı için okula devam edememektedir.
Son yıllarda, Avrupalı dev giyecek işletmelerinin Doğu Avrupa ve Asya’daki üretim tesislerindeki kötü çalışma koşulları, tartışılmaya başlanmıştır. Bu tesislerde, haftada 70 saat kötü koşullar altında çalışmaya zorlanan 14 yaşlarındaki kız çocuklarına günde sadece iki kez tuvalete gitme izni verilmekte, tuvalette kalma süresi üç dakikayı aştığında ise, bir günlük ücretleri kesilerek cezalandırılmaktadırlar. Sendikalı çalışmaya karşı olan bu iş yerlerinde, düzenli aralıklarla hamilelik testleri uygulanmakta ve hamile olduğu anlaşılanlar, işten uzaklaştırılmaktadırlar. Bununla birlikte, uzmanlar, dünya giyecek üretiminin %40’ını tüketen ABD ve Avrupa’nın, sosyal sorumluluk yönetimi gibi standartlara destek vermesinin, gelişmekte olan ülkelerdeki çalışma koşullarını iyileştireceğini tahmin etmektedirler
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde üretim yapan, üretim yaptıran ya da bu ülkelerden tedarik gerçekleştiren Levi Strauss, Nike, The Gap, Liz Claiborne, Reebok, Wal-Mart gibi birçok işletme, müşterilerinden de gelen baskılarla, binlerce fabrikadaki on binlerce iş görenin çalışma koşullarını iyileştirmek amacıyla, gönüllülük ilkesine dayalı davranış kodları geliştirmekte ve iç denetim ekipleri oluşturarak dünya kamuoyundaki imajlarını korumaya çalışmaktadırlar. Bütün olumsuzluklara karşın, Ford, GM, Dow, DuPont, Shell Oil, Texaco (Tip Sheet, 2002: 3), Toys “R” Us ve Avon gibi sosyal sorumluluklarına duyarlı bazı uluslararası işletmeler, Sosyal Sorumluluk Standardına uygun faaliyet göstermekte ve birlikte çalıştıkları tedarikçi işletmelerin de bu standarda uygun faaliyet göstermelerini istemektedirler.Örneğin, ABD’li ve Avrupalı işletmeler Çinli tedarikçilerine: “Bizimle iş konuşmak istiyorsanız, önce bu kriterleri karşılayın!” diyerek standarda uygun çalışma koşullarının yaygınlaşmasına destek vermektedirler.
Bu çabalar sayesinde, Çin, Hindistan ve Pakistan gibi gelişmekte olan ülkelere ait işletmeler, gelişmiş ülkelere ait çok uluslu işletmelerin de yer aldığı tedarik zincirleri içerisindeki varlıklarını sürdürebilmelerinin, MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ gibi standartların öngördüğü çalışma koşullarına sahip olmalarına bağlı olduğunu anlamaya başlamış bulunmaktadırlar. Örneğin, Taylandlı işletmelerin MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ standardına sahip olmalarının onların uluslararası rekabette üstünlük elde etmelerine yardımcı olacağına inanan Tayland yönetimi, standardı almak isteyen işletmelere finansal yardım yapmaktadır.
MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ, insan kaynaklarına yapılan ve bir süre sonra yüksek verimlilik ve moral olarak işletmeye geri dönecek olan bir “yatırım” olarak değerlendirilmelidir. Bu yatırımın; mevcut durumu incelemek, politika ve prosedürler geliştirmek, kayıtları tutmak ve denetim yapmak için yönetimin harcayacağı zaman; iyileştirici eylemler için katlanılacak harcamalar ve belgelendirme denetimi ve periyodik incelemeler için denetim şirketlerine yapılacak ödemelerden oluşan bazı maliyetleri söz konusudur. Anılan maliyetlerine karşılık MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ, iyileşen çalışma koşullarıyla birlikte iş gören verimliliğini, ürün ve hizmet kalitesini, müşteri memnuniyetini ve işletmenin toplumdaki saygınlığını arttıracak önemli bir rekabet üstünlüğü ve insan haklarına daha saygılı bir iş dünyasının oluşumuna yapılacak anlamlı bir katkı olarak değerlendirilmelidir.
2. Sivil Toplum Örgütlerinin Çabaları
Son yıllarda, sivil toplum örgütleri dünya genelinde insan haklarına aykırı uygulamaların dile getirilmesinde ve önleyici girişimlerin başlatılmasında daha aktif bir rol oynamaktadırlar. Artık, Amerika’da satılan bir çok ürünün üzerinde, örneğin, “Bu top için ne çocuk, ne de köle işgören çalıştırılmıştır!” şeklinde ifadeler görülmektedir. Bu, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde kötü çalışma koşullarına karşı bilinçli bir tepkinin başladığını göstermektedir.
Sivil toplum örgütlerindeki bu bilinçlenmeye karşın, gelişmekte olan ülke yönetimlerinin hala çok gerilerde olduğu görülmektedir. Seattle’da 135 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen DTÖ toplantısında gelişmekte olan ülkeler, işçi haklarını pazarlık masasına getirmekten kaçınırken; çevreciler, deniz kaplumbağalarına kötü davranan; sendikacılar ise, çocuk iş gören çalıştıran ülkelere ticari ambargo uygulanmasını istemişlerdir. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu, Mısır ve Hindistan gibi ülkeler, iş gören hakları konusunda, “Bize çalışma standartları dayatıp, sosyal adalet kisvesi altında, emek yoğun sektörlerdeki rekabet avantajımızı elimizden almak istiyorsunuz” diyerek bu konuda gerekli adımların atılmasına karşı çıkmış ve sivil toplum örgütlerinin, sendikaların ve çevreci grupların üzerinde durduğu konuların, gelişmekte olan ülke yönetimlerince “önemli bulunmadığı” gerçeğini bir kere daha göstermişlerdir.
Her ne kadar bazı hükümetler Sosyal Sorumluluk Yönetimi gibi standartları yeni bir ticaret engeli olarak değerlendiriyor ve gerekli adımları atmaktan kaçınıyorlarsa da, sivil toplum örgütlerinin çabaları gelişmekte olan ülkelerdeki kötü çalışma koşullarının dünyaya duyurulmasına ve düzeltici adımların atılmasına yardımcı olmaya devam etmektedir. Örneğin, bu örgütlerin ağır eleştiri ve baskılarına maruz kalan Disney, Nike ve Mattel gibi işletmeler Asya’daki fabrikalarında çalışma koşullarını iyileştirme yoluna gitmişlerdir. Mattel, bu olumlu çabaları sonucunda Çin’de Sosyal Sorumluluk Yönetimi Standardı’nı alan ilk işletme olmuş ve bütün fabrikalarını bağımsız denetçilere açmıştır. Nike, hem kendisi hem de tedarikçi işletmeleri için ayrıntılı davranış kuralları geliştirerek ciddi bir denetim gerçekleştirmeye başlamıştır. 
Sivil toplum örgütlerinin bu çabaları sonucunda, özel kesim de çalışma koşullarının iyileştirilmesine önemli katkılarda bulunmaya başlamıştır. Örneğin, 1997 yılında Dünya Spor Ürünleri Endüstrileri Federasyonu ve ABD Spor Ürünleri Üreticileri Derneği’nin, Pakistan futbol topu endüstrisinde çocuk iş gören çalıştırmayı engelleme yönünde aldıkları kararı, daha önce 12 yaşındaki çocuklara futbol topu ürettirmekle suçlanan Reebok da desteklemekte ve futbol topu üretiminde çocuk işgören çalıştırılıp çalıştırılmadığını denetlemek amacıyla bağımsız bir denetim sistemi kurulması ve eski çocuk iş görenler için okul vb. sosyal programlar hazırlanması çabalarına destek vermektedir. Sivil toplum örgütlerinin yanı sıra son yıllarda tüketicilerin de bu konudaki duyarlılığı artmaya başlamıştır. Örneğin, ABD’de 1995’te yapılan bir kamuoyu araştırmasında deneklerin %78’inin, iş görenlerini kötü koşullarda çalıştıran işletmeler yerine, örneğin, 20 dolarlık bir giyecek için birkaç dolar daha fazla ödeyerek, insancıl koşullarda çalıştıran işletmelerden alış-veriş yapmayı tercih ettikleri görülmüştür. İnsan haklarının ve demokratikleşmenin öne çıktığı günümüzde, yasaların ve cezai yaptırımların gerçekleştiremediğini, sivil inisiyatiflerin ve özellikle de bilinçli tüketici hareketlerinin gerçekleştireceğini söylemek bir kehanet sayılmamalıdır.
3. Sosyal Sorumluluk Yatırım Fonları
Sosyal Sorumluluk Yönetimi Standardı’nın doğuşuna neden olan bir diğer gelişmede, milyarlarca dolarlık portföyleriyle hızla büyümekte olan “Sosyal Sorumluluk Yatırım Fonları”dır. ABD’de, 7 trilyonluk yatırımın 700 milyar doları bu fonlara akmaktadır. Yatırımlarına iyi bir kazanç elde etmek ve aynı zamanda sosyal sorumluluklara uygun faaliyet gösteren işletmeleri desteklemek isteyen yatırımcılarca bu fonlara yatırılan paralar, toplam yatırımların henüz %10’luk bir kısmını oluşturmasına karşın, yatırımcıların bu yönde artan eğilimini göstermesi bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Söz konusu yatırım fonları aracılığıyla tütün, silah vb. ürünlerin üretimini ve satışını yapan işletmeleri “yatırım yapmayarak” cezalandıran yatırımcılar, ellerindeki fonları, iş görenlerine ve çevreye duyarlı işletmelere yönlendirerek onları ödüllendirmektedirler. Kuşkusuz bu durum artık, işletmelerin sosyal sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerinin denetlenmesini de zorunlu kılmaktadır. Son zamanlarda bazı gruplar finansal performansın yanı sıra, işletmelerin sosyal ve ekolojik çevreye karşı olan etkilerinin ve bu yöndeki performanslarının da denetlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. İşletmelerin üretimlerini ve diğer faaliyetlerini uygun çalışma koşullarında sürdürmelerini garanti etmeyi amaçlayan MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ, bu açıdan önemli bir ihtiyacı karşılamaktadır.
MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ İÇERİĞİ
MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ Dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm standardın “amaç ve kapsamı”nı tanımlamakta, ikinci bölümde, bir işletmenin belge almaya hak kazanabilmesi için standarda ek olarak uymak zorunda olduğu yerel yasaları, UÇÖ’nün temel düzenlemelerini ve Birleşmiş Milletler Anayasasını belirtmekte; üçüncü bölüm, standartla ilgili “işletme”, “tedarikçi”, “çocuk iş gören” ve “zorla alıştırılan iş gören” gibi kavramları tanımlamakta, son bölüm ise, işletmenin yönetim sistemini uygularken ve belge alırken uymak zorunda olduğu genel koşulları açıklamaktadır. İşletmelerin uymak zorunda oldukları bu koşullar aşağıdaki gibi sıralanabilir; 
Çocuk iş gören:
15 yaşın altında çocuk iş gören çalıştırılamaz. Bu yaşın üzerindeki çocuk iş gören eğer okula da devam ediyorsa, iş için harcayacağı toplam zaman, günde (iş, okul ve ulaşım dahil) 10 saati geçemez.
Zorla çalıştırılan iş gören:
İşletme zorla iş gören çalıştıramaz veya iş görenlerin, kimliklerini ya da belli bir “depozit”i işletmeye bırakmalarını isteyemez.
Sendika kurma ve toplu pazarlık hakkı:
İş görenler sendika kurma, sendikaya katılma ve toplu pazarlık hakkına sahiptirler. Bu hak engellenemez.
Çalışma saatleri:
İş görenler haftalık 48 saatten fazla çalıştırılamaz ve (kısa dönemli olağan üstü iş koşulları hariç) fazla mesailer, haftalık 12 saati geçemez.
Maaş ve ücretler:
Ücretler minimum ülkenin “asgari ücret” seviyesinde ve personelin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar olmak zorundadır.
Sağlık ve güvenlik:
İşletme, sağlıklı bir çalışma ortamı sunmak, kaza ve yaralanmaları önleyici tedbirleri almak, sağlık ve güvenlik eğitimi vermek, temiz sağlık tesisleri ve içilebilir su sağlamak zorundadır.
Ayırımcılık ve disiplin uygulamaları:
İş görenler cinsiyet, etnik köken vb. nedenlerden dolayı farklı muameleye tabi tutulamaz ve iş görenlere dayak, küfür vb. fiziksel ve psikolojik baskı uygulanamaz.
İşletmelerin yanı sıra, müşteri işletmeler, tedarikçiler ve aracı kuruluşların da çalışma koşullarını iyileştirmelerini öngören standart, ancak bu şekilde sağlıklı bir iş çevresinin oluşturulabileceğini vurgulamaktadır. 
MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİNİ KİMLER ALABİLİR
Kamu yada özel tüm kuruluşlarca alınabilir.
MOR YILDIZ-SOSYAL SORUMLULUK YÖNETİMİ NASIL ALINIR
Yönetim Sistemini kurmuş ve uygulamaya geçirmiş olan firmaların belgelendirilmesi aşağıdaki aşamalarından sonra gerçekleştirilebilmektedir :
1.TEKLİF AŞAMASI : Sistemini kurmuş olarak belgelendirilmek isteyen firmalar öncelikle Belgelendirme firmalarından fiyat teklifi alır. Belgelendirme firmaları fiyatlarını belirlerken Belgelendirilecek firmada çalışan personel sayısına ve firmanın kapsamındaki tasarım durumlarına göre fiyatlarını belirlemektedirler. Firmanın büyük olması denetim için daha fazla gün ayrılmasını v.b. durumları gerektirdiği için tetkikin bütün proseslerinin gerçekleştirilmesinde öncelikli olarak çalışan sayısının bilinmesi gerekmektedir. Fiyat teklifinin kabulü halinde belgelendirilecek olan firma müracaat eder.
2.MÜRACAAT AŞAMASI : Belgelendirilmek isteyen işletme, müracaat formunu doğru ve eksiksiz olarak doldurarak müracaat sırasında  Yönetim Sistemi dokümanlarını ve istenen diğer ek evrakları hazırlayarak müracaatını yapar.
3.DENETİM AŞAMASI: Planlanan tarihte firma denetimi gerçekleştirilir. Denetim açılış toplantısı ile başlar. Daha sonra denetim programına uygun olarak ilgili departmanlar yerlerinde ziyaret edilerek sistem şartlarına ait dokümanlar ve uygulamaları denetçiler tarafından incelenir. Bütün sistem ve departmanların tetkikinin ardından denetçiler var ise bulgularını değerlendirerek Belgelendirme için olumlu veya olumsuz olarak tavsiye kararını verir. Bu karar kapanış toplantısı vasıtası ile firmaya da aktarılır. Denetim ekibinin verdiği karar olumsuz olur ise ilgili uygunsuzlukların düzeltilmesi talep edilir. Denetim ekibinin verdiği karar olumlu ise veya uygunsuzlukların giderilmesi, bunun belgelendirme kuruluşu tarafından teyit edilmesinin ardından ( takip tetkiki veya tetkik sırasında yapılan düzeltmeler , düzeltmelerin belgelendirme kuruluşuna ulaştırılması ve bunun doğruluğunun onaylanması ) iç prosedürümüz işlemeye başlar.
6.SÖZLEŞME AŞAMASI: Raporların ilgili komite tarafından incelenerek onaylanması durumunda sertifikalar hazırlanarak firma ile Belgelendirme Sözleşmesi yapılır ve ilgili sistem belgesi firmaya sunulur. Belgeler ve sözleşme üç yıl geçerli olup bu süre içerisinde kuruluşumuz tarafından yılda en az 1 defa Gözetim Tetkiki yapılarak sistem şartlarının devamlılığının takibi yapılır. Bu tetkikin sonuçları ve sözleşme şartları baz alınarak bu çalışmalar devam ettirilir.
7. BELGE YENİLEME AŞAMASI:  Belge geçerlilik süresi dolmadan bir iki ay önce, belge sahibi firma başvuruda bulunarak, belge süresinin uzatılmasını talep eder. Bu durumda belgenin denetimi yapılır ve belge geçerlilik süresi ilk ara denetim yapılarak devam eder, 2. Aradenetim bitmiş ise üç(3) yıl daha devam eder(yeniden belgelendirme sürecine döner).



Randevu veya kapsamlı bilgi için talep oluşturabilirsiniz.

Copyright © 2018 TÜRCERT Teknik Kontrol ve Belgelendirme A.Ş. Her Hakkı Saklıdır.